BAR

Türklük Bilimi Araştırmaları

TÜBAR (Türklük Bilimi Araştırmaları); ULAKBİM (Sosyal Bilimler Veri Tabanı), SOBİAD (Sosyal Bilimler Atıf Dizini), ASOS Index (Academia Social Science İndex) MLA (Modern Language Association), ve EBSCO (Academic Complete Search) dizinleri tarafından taranmaktadır.

  Türklük Bilimi Araştırmaları (TÜBAR) makale takip sistemine geçti. Dergiyi takip etmek ve derginin yeni sistemine abone olmak için http://dergipark.gov.tr/ ağ adresinden ulaşabilirsiniz.

Son Sayılar

  • TAKDİM

    (41)

    15 TEMMUZ VE SANAT

    Dergimiz Türklük Bilimi Araştırmaları (TÜBAR)’nın 40. sayısındaki “Takdim”de, 15 Temmuz’un daima hatırlanması için edebî eserlerle kalıcı kılınması gereği üzerinde durulmuştu. Sevindiricidir ki daha şimdiden, darbe girişimini lanetleyen 10 (on) eser yayımlandı. İstatistikçi dikkatiyle bakılırsa, ayda bir eser, yani iyi bir sonuç demek… Bunlar içinde roman iddiasıyla vitrinlere yerleşenler de var. Roman… Yani günümüzün hâlis edebî türü… Ancak görülen odur ki bu eserlerden hiçbiri diğerinden pek farklı değil. Bunların edebiyat adına yazılanları da, fikir dünyamızı karanlıkta görüp ışıklandırmak isteyen cinsten olanları da öğretici eser niteliği gösteriyorlar. Hepsinden, gazete haberi derlemesi veya televizyon için düşünülmüş belgesel kokusu hissediliyor. Bunların tarihe tanıklık edeceğine hiç şüphe yok. Fakat bunların hiçbirinin edebî eser kadar zaman direnci yoktur. “Ben de varım!”, “Ben buradayım!” demek için alelacele çırpıştırılmış metinler,  yarınki nesiller nezdinde konuyu cılızlaştırabilir.

    II. Meşrutiyet sonrasında, tiyatro metinlerinde tam bir patlama görülmüştü. Ancak pek çoğunun kalıbı aynı veya birbirine çok benzer durumdaydı: Müstebit padişah,  sürgün yemiş hürriyetçi subay, Meşrutiyet’in ilanı ve kahramanımızın âlây-ı vâlâ ile İstanbul’a dönüşü… Metnin tamamı okununca anlaşılır ki  “sürgün” denilen şey, İstanbul dışında bir yerde göreve gönderilmekmiş! Bu kadar basit olmalarına rağmen, söz konusu piyesler, devrin siyasî ve toplumsal zemininde bir karşılık bulmaktan dolayı o gün için azımsanmayacak bir piyasa oluşturmuşlardır. Fakat olayın verdiği hararet geçince o metinler de hatırlanmaz olmuşlardır.

    Toplumsal gerçekçilik adına yazılmış köy romanlarının da sayıca çok olduğu rahatlıkla söylenebilir. Fakat onlarda da devrimci aydın öğretmen, sırtını siyasî iktidara dayamış gaddar köy ağası ve onunla el ele vermiş mürteci köy imamı değişmez kadrodur. Köylerin göçler sebebiyle artık boşalacağı belli olduğu hâlde bu tür roman yazanlar vardı. Şimdi artık o romanların pek azı hatırlanabiliyor. Çünkü hepsi aynı tornada üretilmiş gibiydiler.

    27 Mayıs 1960 İhtilâli’nden sonra yazılan / yazdırılan nice şiir, hikâye, hatırat vb. türden kitap, bugün sadece kâğıt israfı ve orman ziyanlığı olarak değerlendirilebilir. Çünkü bunların çoğu da daha önce bahsedilen iki çeşidin karışımına benziyordu… Çünkü bunların çoğu, hissedilmeksizin, çalınan havaya ayak uydurmak ve -tabiî- durumdan vazife çıkararak kazanç sağlamayı amaçlıyordu.

    15 Temmuz’u yazacak kalemlerin önünde böylesi bağıran ama sesini yarına ulaştıramayan örnekler vardır. Toplumsal faydacı sanat, yarınlara kalabilmek için sanatın özüne, ferdiyetçi sanattan daha çok nüfuz etmek mecburiyetindedir. Doğal olarak bu daha zordur, zor olacaktır, zor olmalıdır. Çünkü zorda ulviyet vardır.

    *

    Yoğunlaşan iş yükünden dolayı TÜBAR, artık tek editör tarafından değil, şimdilik dört kişilik editörler kurulu tarafından yönetilecektir.

    Daha güzel ve daha olgun sayılarda buluşmak dileğiyle…

    15 Mayıs 2017-Ankara

    Nâzım Hikmet POLAT

     

    41. Sayı/Issue
  • TAKDİM

    (40)

    15 TEMMUZ

    Kaba gücün yanında olmak, onu alkışlamak insanoğlunun en eski ve en onmaz hastalığıdır. Ona yabancı bir coğrafya, onu tanımayan bir kavim, onunla yüz yüze gelmeyen bir nesil gösterilemez. Galip geleceğini düşündüğü kaba gücün, silahın yanında yer tutmak, şahsî menfaat hırslarının yansımasıdır. Hukuksuz kaba güç, haydutluktur. Kahramanlık ise bir saniye sonra öleceğini bildiği, gördüğü hâlde silahın ve kaba gücün, haydutluğun karşısına dikilebilmektir. Nihal Atsız’ın ifadesiyle

    Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir

    Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir

    Kahramanlık içerek acı ölüm tasından

    İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.

    15 Temmuz’un gerçek manası budur. 15 Temmuz’un gerçek manası, Ömer Halisdemir’in şahsında somutlaşmış gerçek bir kahramanlık destanıdır. Birkaç saniye sonra şehit edileceğini bile bile, hıyanetin başına kurşun sıkmak… Dünyevî beklentileri gönlünden geçirmemek… Tıpkı bunun gibi tankın karşısına elinde bayrakla çıkmak, tankın önüne yatmak, üstüne çıkmak... Evinin çatısına çıkıp bomba yağdıran uçaklara karşı su şişesi fırlatmak… Bütün bunların manası şudur: “Sen görevine ihanet ediyorsun. Milletin silahını millete karşı kullanıyorsun. Benim silahım yok ama millî irademi sana çiğnetmeyeceğim!”

    Bu söylediklerimiz arasında, 15 Temmuz’dan bugüne söylenmemiş bir şey yoktur. Bütün bunlar, bugünün tarihçisi için somut malzemelerdir, kaydedilip yarınki nesillere aktarılacaktır. Olup bitenler, sebep ve sonuçlarıyla tahlil edilip devlet ve toplum hayatında yapılan yanlışlar gösterilecektir. Ancak bu vesile ile bir şeyi hatırlamamız ve asla unutmamamız gerekir. Uzun vadede sanat, bilimden üstündür. Bugünün bilimi, yarın kuru bilgi yığını olacaktır. Daima canlı kalacak olan sanat eserleridir. Mağara duvarlarına, kayalarına çizilen resimler; sıradan insanın basit günlük ihtiyaçlarını gösterir. Ama o basit çizgiler; günümüz ressamını, sanattan anlayan herkesi heyecanlandırmaya devam ediyor.

    Eskiyi bir tarafa bırakalım, 20. Yüzyılın başlarındaki ne bozgunlarımızın ne de zaferlerimizin edebiyatımızda yeterince işlendiği söylenebilir. Hafızasını yitirmiş insan misali, Balkan bozgununu adeta unutmuşuz. Çünkü onu işleyen edebiyat, resim, heykel müzik, sinema, tiyatro vb. sanat eserimiz yok gibi. Çanakkale’de iki yüz elli bin kaybımızın olduğu söylenir. Sayıyı daha az olarak verenlerin bilgisini kabul edelim. Hatta sayıyı yarıya indirelim. Çanakkale ile ilgili bilim ve sanat eseri kitap sayımız ne kadar dersiniz? Kitap sayısını bir yana bırakalım; şiir, hikâye ve deneme gibi kısa metinlerin sayısı bile şehit sayımızın yüzde biri değildir. Bu durum, tarihe bakışımızı kültürle süslemek yerine hamasiyatla abartmak gibi bir olumsuzluğa götürüyor.

    O hâlde:

    Yarınki nesillerin    15 Temmuz’u basit bir kalkışma gibi değerlendirmemesi için yapılması gereken bellidir. Bol bol hatırat yazmalı, yarın ve yüz yıl sonra yazılacak romana, tiyatroya, sinemaya malzeme vermelidir. Günümüz sanatkârı; konuya asla bîgâne olmamalı, yazmayı, çizmeyi, inşa etmeyi ertelememelidir. Bütün bunlar yapılırken konunun uluslararası ilişkiler yönü göz ardı edilmemelidir.

    Güzel şeylerden bahsedeceğimiz yeni sayılar umuduyla…

    Ankara - 31 Ekim 2016

    Nâzım H. POLAT 

    40. Sayı/Issue
  • TAKDİM

    (39)

    Değerli bilim insanları,

    Dergimiz Türklük Bilimi Araştırmaları (TÜBAR), amatör ruhunu asla kaybetmeksizin fakat kurumsal kimliği açısından profesyonellik anlayışıyla yoluna devam etmektedir.

    TÜBAR, Proquest bünyesindeki CSA (Sociological Abstracts), LLBA (Linguistics and Language Behavior Abstracts) ve  UPD (Ulrich’s Periodicals Directory) dizinlerine girmekteydi. Fakat ilgili kurumun taradığı açık erişim dergileri  (Directory of Open Access Journals -DOAJ), kapsamını daraltmasından dolayı dergimiz bu dizinlerden çıkmıştır. Hemen belirtelim ki bu sonuç Türklük Bilimi Araştırmaları’nın yayın kalitesiyle ilgili değildir. Dergimizin yayın alanı olan Türklük Bilimi, adı geçen dizinleme kuruluşunun yeni politikasıyla oluşturduğu veri tabanı dışında kalmıştır. Fakat TÜBAR’ı yeni sayılarında, daha başka veri tabanlarında dizinleneceğini beklemekteyiz. Nitekim SOBİAD (Sosyal Bilimler Atıf Dizini) listesine girmek, bu yoldaki ilk adımlardan biri olmuştur.

    Değerli bilim insanları,

    Dergimiz, uzun bir müddetten beri, sempozyumlarda sunulmuş bildiri metinlerine çok mesafeli durmaktadır. Sempozyum bildiri kitabında yer almış bir metin -ne kadar geliştirilmiş olursa olsun- ilgi alanımızın dışında idi, bundan sonra da öyle olacaktır. Ancak söz konusu sempozyum bildirilerinin tam metin olarak yayımlanmayacağı  kararlaştırılmış ise bu farklı bir durumdur. Bildirilerin yayımlanacağı sözü verilmiş fakat aradan üç yıl geçtiği hâlde verilen taahhüt yerine getirilmemiş de olabilir. Bu kapsama giren bildiriler, yeterince geliştirilip makale formatına kavuşturulduğunda, hakem sürecine alınabilecektir. Sempozyum kurullarının özet veya tam metin hakkında verdiği “kabul” kararının, dergimizi bağlamayacağı da muhakkaktır.

    TÜBAR artık makale takip sistemine geçmiştir. Yazı gönderme ve hakemlik süreci, ULAKBİM’in sağladığı imkânlar kullanılarak yürütülecektir.

    37. sayımızda, 2014 yılı sayılarından başlayarak bütün makalelere DOI numarası alınacağı vaad edilmişti. Dergimizin son dört sayfasında, 2014 ve 2015 yıllarında yayımlanan makalelerin DOI numarasını bulacaksınız.

    Daha güzel, daha olgun sayılarla huzurunuza çıkmak emel ve ümidiyle…

    1 Mayıs 2016- Ankara

    Nâzım H. POLAT

    39. Sayı/Issue
powered by negetics

GİRİŞ FORMU



BASILI DERGİ

ISSN 1300-7874

ELEKTRONİK DERGİ

ISSN 2564-6915