BAR

Türklük Bilimi Araştırmaları

TÜBAR (Türklük Bilimi Araştırmaları); ULAKBİM (Sosyal Bilimler Veri Tabanı), SOBİAD (Sosyal Bilimler Atıf Dizini), ASOS Index (Academia Social Science İndex) MLA (Modern Language Association), ve EBSCO (Academic Complete Search) dizinleri tarafından taranmaktadır.

  Türklük Bilimi Araştırmaları (TÜBAR) makale takip sistemine geçti. Dergiyi takip etmek ve derginin yeni sistemine abone olmak için http://dergipark.gov.tr/tubar ağ adresinden ulaşabilirsiniz.

Son Sayılar

  • TAKDİM

    (40)

    15 TEMMUZ

    Kaba gücün yanında olmak, onu alkışlamak insanoğlunun en eski ve en onmaz hastalığıdır. Ona yabancı bir coğrafya, onu tanımayan bir kavim, onunla yüz yüze gelmeyen bir nesil gösterilemez. Galip geleceğini düşündüğü kaba gücün, silahın yanında yer tutmak, şahsî menfaat hırslarının yansımasıdır. Hukuksuz kaba güç, haydutluktur. Kahramanlık ise bir saniye sonra öleceğini bildiği, gördüğü hâlde silahın ve kaba gücün, haydutluğun karşısına dikilebilmektir. Nihal Atsız’ın ifadesiyle

    Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir

    Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir

    Kahramanlık içerek acı ölüm tasından

    İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.

    15 Temmuz’un gerçek manası budur. 15 Temmuz’un gerçek manası, Ömer Halisdemir’in şahsında somutlaşmış gerçek bir kahramanlık destanıdır. Birkaç saniye sonra şehit edileceğini bile bile, hıyanetin başına kurşun sıkmak… Dünyevî beklentileri gönlünden geçirmemek… Tıpkı bunun gibi tankın karşısına elinde bayrakla çıkmak, tankın önüne yatmak, üstüne çıkmak... Evinin çatısına çıkıp bomba yağdıran uçaklara karşı su şişesi fırlatmak… Bütün bunların manası şudur: “Sen görevine ihanet ediyorsun. Milletin silahını millete karşı kullanıyorsun. Benim silahım yok ama millî irademi sana çiğnetmeyeceğim!”

    Bu söylediklerimiz arasında, 15 Temmuz’dan bugüne söylenmemiş bir şey yoktur. Bütün bunlar, bugünün tarihçisi için somut malzemelerdir, kaydedilip yarınki nesillere aktarılacaktır. Olup bitenler, sebep ve sonuçlarıyla tahlil edilip devlet ve toplum hayatında yapılan yanlışlar gösterilecektir. Ancak bu vesile ile bir şeyi hatırlamamız ve asla unutmamamız gerekir. Uzun vadede sanat, bilimden üstündür. Bugünün bilimi, yarın kuru bilgi yığını olacaktır. Daima canlı kalacak olan sanat eserleridir. Mağara duvarlarına, kayalarına çizilen resimler; sıradan insanın basit günlük ihtiyaçlarını gösterir. Ama o basit çizgiler; günümüz ressamını, sanattan anlayan herkesi heyecanlandırmaya devam ediyor.

    Eskiyi bir tarafa bırakalım, 20. Yüzyılın başlarındaki ne bozgunlarımızın ne de zaferlerimizin edebiyatımızda yeterince işlendiği söylenebilir. Hafızasını yitirmiş insan misali, Balkan bozgununu adeta unutmuşuz. Çünkü onu işleyen edebiyat, resim, heykel müzik, sinema, tiyatro vb. sanat eserimiz yok gibi. Çanakkale’de iki yüz elli bin kaybımızın olduğu söylenir. Sayıyı daha az olarak verenlerin bilgisini kabul edelim. Hatta sayıyı yarıya indirelim. Çanakkale ile ilgili bilim ve sanat eseri kitap sayımız ne kadar dersiniz? Kitap sayısını bir yana bırakalım; şiir, hikâye ve deneme gibi kısa metinlerin sayısı bile şehit sayımızın yüzde biri değildir. Bu durum, tarihe bakışımızı kültürle süslemek yerine hamasiyatla abartmak gibi bir olumsuzluğa götürüyor.

    O hâlde:

    Yarınki nesillerin    15 Temmuz’u basit bir kalkışma gibi değerlendirmemesi için yapılması gereken bellidir. Bol bol hatırat yazmalı, yarın ve yüz yıl sonra yazılacak romana, tiyatroya, sinemaya malzeme vermelidir. Günümüz sanatkârı; konuya asla bîgâne olmamalı, yazmayı, çizmeyi, inşa etmeyi ertelememelidir. Bütün bunlar yapılırken konunun uluslararası ilişkiler yönü göz ardı edilmemelidir.

    Güzel şeylerden bahsedeceğimiz yeni sayılar umuduyla…

    Ankara - 31 Ekim 2016

    Nâzım H. POLAT 

    40. Sayı/Issue
  • TAKDİM

    (39)

    Değerli bilim insanları,

    Dergimiz Türklük Bilimi Araştırmaları (TÜBAR), amatör ruhunu asla kaybetmeksizin fakat kurumsal kimliği açısından profesyonellik anlayışıyla yoluna devam etmektedir.

    TÜBAR, Proquest bünyesindeki CSA (Sociological Abstracts), LLBA (Linguistics and Language Behavior Abstracts) ve  UPD (Ulrich’s Periodicals Directory) dizinlerine girmekteydi. Fakat ilgili kurumun taradığı açık erişim dergileri  (Directory of Open Access Journals -DOAJ), kapsamını daraltmasından dolayı dergimiz bu dizinlerden çıkmıştır. Hemen belirtelim ki bu sonuç Türklük Bilimi Araştırmaları’nın yayın kalitesiyle ilgili değildir. Dergimizin yayın alanı olan Türklük Bilimi, adı geçen dizinleme kuruluşunun yeni politikasıyla oluşturduğu veri tabanı dışında kalmıştır. Fakat TÜBAR’ı yeni sayılarında, daha başka veri tabanlarında dizinleneceğini beklemekteyiz. Nitekim SOBİAD (Sosyal Bilimler Atıf Dizini) listesine girmek, bu yoldaki ilk adımlardan biri olmuştur.

    Değerli bilim insanları,

    Dergimiz, uzun bir müddetten beri, sempozyumlarda sunulmuş bildiri metinlerine çok mesafeli durmaktadır. Sempozyum bildiri kitabında yer almış bir metin -ne kadar geliştirilmiş olursa olsun- ilgi alanımızın dışında idi, bundan sonra da öyle olacaktır. Ancak söz konusu sempozyum bildirilerinin tam metin olarak yayımlanmayacağı  kararlaştırılmış ise bu farklı bir durumdur. Bildirilerin yayımlanacağı sözü verilmiş fakat aradan üç yıl geçtiği hâlde verilen taahhüt yerine getirilmemiş de olabilir. Bu kapsama giren bildiriler, yeterince geliştirilip makale formatına kavuşturulduğunda, hakem sürecine alınabilecektir. Sempozyum kurullarının özet veya tam metin hakkında verdiği “kabul” kararının, dergimizi bağlamayacağı da muhakkaktır.

    TÜBAR artık makale takip sistemine geçmiştir. Yazı gönderme ve hakemlik süreci, ULAKBİM’in sağladığı imkânlar kullanılarak yürütülecektir.

    37. sayımızda, 2014 yılı sayılarından başlayarak bütün makalelere DOI numarası alınacağı vaad edilmişti. Dergimizin son dört sayfasında, 2014 ve 2015 yıllarında yayımlanan makalelerin DOI numarasını bulacaksınız.

    Daha güzel, daha olgun sayılarla huzurunuza çıkmak emel ve ümidiyle…

    1 Mayıs 2016- Ankara

    Nâzım H. POLAT

    39. Sayı/Issue
  • TAKDİM

    (38)

    TİKA ve TÜRK DÜNYASI

    20. yüzyılı bitirirken Tük dünyasının önüne çıkan fırsat yeterince değerlendirilebildi mi? İlk heyecan döneminin romantizmi, kalıcı işbirlikleri doğurabildi mi? Yapılanları azımsamak uygun görülemez ama yeterli bulmak da asla mümkün değildir. Özellikle görev tanımı doğrudan bu alan olan TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı)’nın Türk dünyasına ilgisi asgarî seviyeye indiği çok açıktır.

    Türkistan coğrafyasının enerji üretimi, yeterli pazar bulamadığı için bir türlü ilerletilemiyor. Ama Türkiye, en küçük fırsatta kendisine düşmanlık gösterenlerin enerji sıkıntısı yaratma ihtimalini gözden uzak tutamıyor. Hatta bu sebeple, mutlak mukabelede bulunulması gereken durumlarda bile teenni ile davranıyor. Türkiye’deki etnik kaşıntıyla doğan terörün dış bağlantıları ve güney sınırlar boyunca son altı ayda yaşananlara dikkatle bakılmalıdır. Bunlar, enerji bağımlılığının devamlılığı için Türkiye’nin başına çorap örmelerden örneklerdir; Türkiye’nin enerji hatları üzerindeki nüfuzunu azaltma gayretleridir. Geçen çeyrek asırda sadece Türkmenistan doğalgazı Türkiye’ye aktarılabilseydi, etnik kaşıntıya destek verenlerin cesareti azaltılabilirdi. TİKA, kendisine atfedilen misyonu yerine getirebilseydi, olumsuzluklar azalabilirdi.

    Aynı kurumun kendisinden beklenenleri yeterince yapamadığı, kurulduğu sıralardaki görev bilincini sürdüremediği, başka alanlarda da gözlemlenmektedir. Özellikle kültürel alanda yapılabilenler, beklentilerin çok altındadır. Mesela ortak alfabe hayali hâla gerçeğe dönüşememiştir. Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde Batılı şirket ve markaların reklamları, Latin tabanlı alfabenin benimsenmesi için yarattığı beklenti, TİKA’nın çalışmalarının uyandırdığı beklentiden daha fazladır. Şimdi söz sırası siyasî erkindir; bundan sonrası artık siyasî kararlılıkla ilgilidir. Ne yazık ki bu umudun en yüksek olduğu Kazakistan’da bile alfabe değişikliği 2017’yi beklemektedir. 2 Eylül 1993’te Latin tabanlı alfabeye geçen Özbekistan, ç, ş sesleri için Türkiye’deki yerine Batı ülkelerinin benimsediği ch, sh gibi çift işaretler benimsenmiştir. Hele ö sesi için o’ biçiminde bir birleşik harf kabulü, bir garabet örneğidir. Azerbaycan alfabesindeki kapalı e ile normal e yer değiştirecek olsa Türkiye’deki okuyucu Azerbaycan basınını daha rahat takip edebilecektir.

    Yukarıda söylenenler, Türk halkları arasında yapılması gereken işbirlikleri konusunda henüz işin başında bulunulduğunu göstermektedir ve TİKA dört duvar arasında, tabelada değil iş başında olmalıdır. İlgilendiği her memlekette sahada görünmeli, kamuoyu yaratmak için yöntemler bulmada beceri sahibi olmalıdır. Dergimiz Türklük Bilimi Araştırmaları, bu meseleleri takip etmeyi, kendisi için varlık sebebi saymaktadır.

    *

    TÜBAR’daki yazı akışı ve işlemlerin yürütülüşünü tam olarak bilmeyen bazı yazarlar, makalelerinin erken yayımlanması için müracaatta bulunmaktadırlar. Fakat TÜBAR, Haziran ve Aralık aylarında olmak üzere yılda iki kere yayımlanmakta, hacmini de sebepsiz yere büyütmek istememektedir. Dolayısıyla yazarlarımızın dergi yönetimini anlayışla karşılayacaklarını umuyoruz.

    Yeni ve daha dolgun, daha olgun sayılarda buluşmak dileği ile...

     

    6 Kasım 2015- Ankara

    Nâzım H. POLAT

    38. Sayı/Issue
powered by negetics

GİRİŞ FORMU



BASILI DERGİ

ISSN 1300-7874

ELEKTRONİK DERGİ

ISSN 2564-6915