Son Sayının Takdimi

TAKDİM

(46)

AKADEMİYA ve ETİK – II

Değerli Türklük Bilimi gönüllüleri;

Dergimiz TÜBAR’ın 45. sayısında “Akademiya ve Etik” üzerinde durarak bazı olumsuzluklara değinmiş, konuya bu sayıda da devam edeceğimizi belirtmiştik.

Etik ihmal ve ihlallerine her iş kolunda, her meslekte rastlanabilir. Gönül ister ki akademik camiada bu kötü davranışlar en aza insin hatta hiç olmasın. Hele hele akademik idari koltuklarda oturanlar, o makamları kendileri için miras sanmasınlar, belli süreli bir kamu hizmeti için orada bulunduklarını bilsinler. Bu anlayışla görev yapmayanlar, özellikle o koltuğa paraşütle inenler arasından çıkıyor.

Aday yoklamasında ilk altının beşinci sırasında bulunan sayın profesör rektör olur olmaz “Süleyman’ım ben!.. Mühür bende!..” demiş. İlk işi, vaad ettiği “Mobing Ofisi”ni kurmak olmuş. Mobingi önleme paravanasıyla başlamış kendine oy vermeyen öğretim üyelerini tehdide… Ama Sultan Süleyman’a kalmayan dünya sıradan Süleymanlara kalacak değil ya… “Şimdi ol saltanatın yeller eser yerinde”, geriye kalan, sadece akademik terbiyenin çiğnenmişliğidir.

Şans bu ya! Bir müddet sonra onun yerine onun ayakdaşlarından biri gelir, yine beşinci sıradan, yine allı pullu vaadlerle… En baştaki vaadi üniversiteyi büyütmek, huzur ortamı sağlamak! Kılıcıyla ortadan ikiye ayırmış kurumunu: Paralılar kendine, parasızlar dışarı!.. Böylece kendi anlayışına göre kurumu huzura da kavuşturmuş. Çünkü rakiplerini elemiş. Devlet malı binaları, kendine ait sayıp kendisine taraftar olmayan insanları oradan atmaya çalışmış. Bununla akademiyayı güçlü (?!) kılıyor imiş.

Duyulan geçmiş zamanla anlatılmasına bakmayın, ayniyle vâki…

Neyi ve kimi hatırlatıyor? Sizi bilmem ama bana İbrahim Alaattin Gövsa’nın Türk Meşhurları Ansiklopedisi (1946)’nin “İbrahim Paşa” maddesini hatırlattı.

Devr-i Süleymanî’de sultanın, İbrahim Paşa nam bir veziri varmış. Vezir değil bu, yoldaşmış! Yoldaş değil sırdaşmış! Sırdaş vezir, oldukça kıskançmış. “Sultan ben olmalıyım!” demiş, iktidar davasına düşmüş. Her şeyi kendi hakkı sanan İbrahim Paşa, I. Viyana Seferi (1529) sırasında gördüğü heykelleri de kendine ganimet saymış, alıp getirmiş, evinin bahçesine dikmiş. Zavallı şair Figânî bunu hazmedememiş. Ama Türkçe yazsa, halkın diline düşer, başına neler geleceğini yalnız Allah bilir. İçinden geçenleri Farsça ile dile getirmeli ki sadece ehli anlasın, ya gülsün ya kudursun… Demiş ki Figânî:

Dü İbrahim âmed be-deyr-i cihan

Yeki büt-şiken şüd, yeki büt-nişan

(Dünya denen bu kiliseye iki İbrahim geldi. Biri putları kırdı, diğeri put dikti.)

Makbul İbrahim Paşa gözden düşmüş, “maktul” diye anılır olmuş. Ama asıl olan, devletin itibarına olmuş.

Evet, kıssadan hisse almalı. Hiç kimse, kendine emanet edilen makamları öz malı sanmamalı. Akademik hassasiyet, dipnotla başlar ama onunla bitmez, akademik ve kurumsal teamüllerle devam eder.

*

**

  • YÖK’ün akademik etiğe uymayan bazı dergileri elemek için almaya çalıştığı tedbirleri olumlu buluyoruz. Fakat yakılacaksa kupkuruları ortadadır; yaş da onlarla birlikte yakılmamalı.
  • TÜBAR’ın 2019 sayıları TR Dizini’ne girmemiştir. Buna rağmen TR Dizini’nin ciddiyet kazandırıcı gayretlerini yararlı buluyoruz.
  • TÜBAR, daha seçici davranmak için yazı adedini düşürme kararı almıştır.

Daha güzel, daha olgun sayılarda buluşmak dileğiyle…

Nâzım H. POLAT

Ankara – 1 Aralık 2019