TAKDİM

(50)

KUTLU TÜRK BİRLİĞİ

Değerli Türklük Bilimi gönüllüleri;

Dergimiz Türklük Bilimi Araştırmaları, 26 yılını tamamlarken 50. sayısıyla huzurlarınızda… Sevinçle ifade edebiliriz ki 26 yıl boyunca, dergimiz yayıncılıkta meydana gelen hiçbir gelişmeye bigâne kalmayarak 50. sayıya ulaşmıştır. 50 sayı ne demek? 50 sayıda 950 yazı yayımlandı. Türklük Bilimi alanının herhangi bir noktasına işaret eden “Takdim”ler bu sayıdan çıkarıldığında 899 bilimsel makale yayımlandığı anlaşılır. Bütün bu yazıların ruhu, geçmişi ve geleceğiyle, güçlü ve zayıf yönleriyle, sorunları ve çözüm önerileriyle Türk dünyasını tanı(t)maktır.

50. sayı, mutlu bir tesadüfle “Türk Devletleri Teşkilatı”nın kuruluş günlerine rastladı, kutlu olsun! Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılışından itibaren birbiriyle ikili-üçlü görüşmeler yapan Türk devletlerinin başkan veya teknokratları, aralarında işbirliği için ürkek adımlar atmışlardı. “Türk Devletleri Teşkilatı”na giden yol ise 3 Ekim 2009’da Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye arasında imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile kurulan “Türk Dili Konuşan Ülkeler Konseyi” (Türk Keneşi) ile döşenmişti. Ne var ki bu ad tercihinde bile, dünya siyasetinde haklılıkla değil kaba güçle öne çıkanları endişelendirmeme gayreti sezilmektedir. Ama yine de Özbekistan 30 Nisan 2018’de Türk Keneşi’ne katılma niyetini açıklayıp 14 Eylül 2019’da tam üye oldu. Bu yolda daha önemli bir gelişme ise yine 2019’da Macaristan’ın gözlemci üye sıfatıyla birliğe katılması ve gelecekte tam üyelik başvurusu yapabileceğini bildirmesidir. Tarih bilgisi yeterli olanlar bilirler ki Türk birliği düşüncesinin ilk derneği “Turan Cemiyeti” Macaristan’da kurulmuştu, bugün de birlik için ilk seslerden birinin oradan yükselmesi şaşırtıcı değildir.

2020’de Ukrayna’nın, Türk asıllı Dışişleri Bakan Yardımcısı Emine Ceppar vasıtasıyla gözlemci olma isteği, söz konusu birliğin yarattığı güven ve umudun resmidir. Keza Afganistan’ın 3 Mayıs 2021’de, Türk Keneşi’ne gözlemci sıfatıyla katılma başvurusunda bulunduğu bilinmektedir. Ancak daha sonraki idare değişikliği, Afganistan’ı başka istikametlere sürüklemiştir.

Türk Birliği’ne doğru yürüyüşte önemli bir dönemeç de 12 Kasım 2021’de aşıldı: İstanbul’da, 8. Türk Dili Konuşan Ülkeler Konseyi İstanbul Zirvesi’nde, örgütün adı Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirildi. Böylece üye ülkeler, amaçlanan güç ve imkânlar birlikteliğine inançlarının daha kuvvetlendiğini ortaya koydular. Henüz bağımsızlık ilanında, Devletlerarası siyasi bağlantılar karşısında tarafsızlığını bildirmiş olan Türkmenistan’ın “gözlemci” sıfatıyla katılımı, teşkilata güvenin yükseldiğini gösterir. Bundan sonraki adım, teşkilatın adını “Türk Birliği” veya “Turan” olarak değiştirmektir. II. Dünya Savaşı sonlarından SSCB’nin dağıldığı 1991 sonlarına (26.12.1991) kadarki engelleyici ihtiyat artık yok olmalıdır. “Türklerin anayurdu Orta Asya’dır.” diyen fakat hâlen orada Türk bulunup bulunmadığını söylemeyen orta dereceli okul ders kitaplarındaki zihniyet artık terk edilmiştir, diriltilmemelidir.

Ziya Gökalp’ın dediği gibi milletlerin hayatında iki devir vardır: Şiir devri, şuur devri. “Şuur devrinde şiir susar, şiir devrinde şuur seyirci kalır.” Türk dünyası 30 yıl boyunca daha çok şiiri yaşadı, artık şuur devrine geçme zamanıdır. Yapılması gerekenlerin listesi uzundur fakat ilk üçü bellidir:

  1. Ortak alfabe kullanılmadan kültür beraberliği mümkün değildir. Sovyet eğitiminin çarkında öğütülmüş vicdanlar, millîliği düşünemez, bölgecilik tuzağında debelenip dururlar. Onlar yok sayılmalıdır. Hatta 34 harfli ortak alfabe ortada olduğuna göre bilimin söyleyebilecekleri noktalanmıştır. Bu alfabenin işaretleri, bütün bölgelerde mutlaka aynı ses için kullanılmalıdır. Konu artık siyasî kadroların sorumluluğundadır ve asla gecikilmemelidir. Onların düğümü kesip atacakları gün, bu gündür.
  2. Ortak edebiyat kitapları yazımı için 2017’de alınan karar hâlâ tam anlamıyla hayata geçirilememiştir. İsmail Gaspıralı’nın tavrı, lehçelerin müşterekleri, her bölgede okutulacak edebiyat kitapları yazımı için uygundur. “Şu şunu anlamaz, bu bunu bilmez” gibi seviyesizlikler dikkate alınmamalıdır. Eğitim-öğretim, her zaman, mevcut birikime yeni şeyler katmak için yapılır.
  3. Sadece bağımsız Türk devletlerinden değil Türklüğün bütün bölgelerinden seçme öğrencileri Türkiye’de okutmak ortak düşünce olmalı ve kararlılıkla uygulanmalıdır. Böylece uzun ayrılık dönemlerinin tahribatı makul bir sürede giderilebilecek, bilim ve sanat dilinde ortaklık yaşanabilecektir.

Bu maddeler, “Türk-Dünyası 2040 Vizyonu” belgesine farklı tonda girmiştir (https://www.turkkon.org). Fakat uygulamada her adım dikkatle takip edilmelidir.

Türklüğün bugün ve yarınki en büyük düşmanı, “Türkiye bir mozaiktir.” diyen zihniyettir. Türk dünyasının bütünleşmesi, pek çok hâinâne sinsi düşünce yanında “mozaik”çiliği de silecektir.

Yarınımıza inanalım, güvenelim. Bugün dünden güzeldir, yarın bugünden daha güzel olacaktır, kutlu Türk Birliği kurulacaktır.

Nâzım H. POLAT

15 Kasım 2021-Ankara

EDITORIAL

(50)

HOLY TURKIC UNION

Dear esteemed Turkology enthusiasts;

May we present to you the 50th issue of our very own Journal of Turkology Research in its 26th anniversary… We can say with pleasure that the journal has reached its 50th issue without being distant from any developments that have happened in the world of publishing over the past 26 years. 950 articles have been published – 899 if we exclude the ‘Forward’ letters that discuss various topics on Turkology; all of which in the spirit of getting to know and also introducing the Turkic world – its past and present, with all the strengths and weaknesses, the challenges and proposed solutions…

It is a happy twist of fate that the 50th issue coincides with the foundation of the “Organisation of Turkic States”. Happy anniversary! The heads or technocrats of the Turkic states had only taken rather timid steps to cooperate with each other after the collapse of the Union of Soviet Socialist Republics (USSR), while the foundation of the Cooperation Council of Turkic Speaking States (Turkic Council) with Nakhchivan Agreement of 3 October 2009 between Azerbaijan, Kazakhstan, Kyrgyzstan and Turkey paved the way to the Organisation of Turkic States. Even in the choice of this very name, however, one sees the tendency to not disquiet those in world politics who come to the forefront forcefully rather than legitimately. Despite this, Uzbekistan declared their intention to join the Turkic Council on 30 April 2018 and became a full member on 14 September 2019. Even more importantly, Hungary joined as an observer with the declaration of their potential full-membership application in the future. Those who know history enough will also know that the Turanian Society, where the idea of a Turkic union was born for the first time, was founded in Hungary; therefore, it comes as a little surprise that one of the first voices for the union is raised from here.

Ukraine’s wish to be an observer, through their Deputy Minister of Foreign Affairs Emine Ceppar who is of Turkish origin, signifies the trust and hope that the Union has led to. Likewise, we also know that Afghanistan too made an application for accession as an observer on 3 May 2021; although the administration change that later took place put them in a different direction.

Another turning point on the way to the Turkic Union happened on 12 November 2021: The name of the organisation was changed as ‘the Organisation of Turkic States’ during the 8th Summit of the Cooperation Council of Turkic Speaking States. Through this the countries showed that their belief in the aspired marriage of power and opportunities was even stronger. Another sign of the ever-increasing trust in the organisation is Turkmenistan’s accession as an observer, as this is a country who have expressed a neutral stance in international political arena since their independence. The next step should be changing the name of the organisation as ‘Turkic Union’ or ‘Turan’. The prohibiting (and unnecessary) caution that prevailed from the end of the Second World War until the collapse of USSR in late 1991 (26.12.1991) should disappear. The mindset of middle school textbooks, which on the one hand says that “the motherland of the Turkic people is Cenral Asia” while on the other hand fails to tell whether there exist any Turkic people in that area, is now abandoned, and it shall never be revived.

As Ziya Gökalp put, there are two eras in the lives of nations: That of the ‘poetry’ (read ‘feeling’) and that of the ‘rationality’ (read ‘mind’). “Poetry is silent during era of rationality, and then rationality stands by when it is the era of the poetry”. The Turkic world did experience the ‘poetry’ more in their 30 years, now is the time for the transition into the age of ‘rationality’. The list of what needs to be done is rather long, but the first three are obvious:

  1. Cultural coexistence is not possible without a common alphabet. Those who have been crushed under the Soviet education cannot possibly think of nationality, they rather become trapped by the idea of regionalism. These should be ignored. As a matter of fact, there is nothing more to say from a scientific perspective, as we already have the 34-letter common Turkic alphabet. The signs of this alphabet should definitely be used for the same sounds across all regions. The responsibility on this issue now belongs to the politicians and they should not be late – the time is now for them to act.
  2. The decision to write common literature textbooks taken in 2017 is still to be put into practice. The stance of İsmail Gaspıralı, and the commonalities of the dialects, are appropriate for writing literature textbooks that can be taught everywhere. Some worthless thoughts, such as ‘one will not understand this and other will not know that’, should be ignored. Education is always meant to be adding new things to the existing knowledge.
  3. It should be the mutual idea to give students, not only those from the independent Turkic states but from all Turkic regions, the opportunity to study in Turkey; and it should be executed with determination. This will undo, within reasonable time, the destruction, which has been caused by the long periods of separation, making a common art and science language possible.

Similar clauses have been included in ‘Turkic World Vision 2040’ document (https://www.turkkon.org). That said, how these are put into practice should be closely followed in every step.

The biggest enemy of the Turks, today and tomorrow, is the mentality that says “Turkey is a mosaic”. The integration of the Turkic world will demolish this ‘mosaicism’ together with all other thoughts filled with treason. Let us believe in and trust our future. Today is better than yesterday, tomorrow will be better than today, and the holy Turkic Union will be established.

 

Nâzım H. POLAT

November 15th, 2021-Ankara