TAKDİM

(49)

ETNİK KAŞINTI VE TÜRK EDEBİYATI

“TÜBAR’ın bu sayısı için bir başka “Takdim” yazısı yazmaktaydım. Bir televizyon kanalında Adana Valiliğinin, karpuz hasadı yapılan bostanlarda ürün kalitesi konusunda denetimde bulunduğu haberi verildi. Her türlü turfanda sebze ve meyvede böyle kontrollerin yapılması hem üretici hem tüketici için faydalıdır. Ham veya kabak aşısıyla genetiği bozulmuş karpuz, üreticiyi itibarsızlaştırır, tüketiciyi mağdur eder. Bu haber sevindirici… Fakat karpuz için gösterdiğimiz bu hassasiyeti insan yetiştirmede gösteriyor muyuz? Yaptığı / yapacağı iş ne olursa olsun ham insandan hiçbir fayda umulamaz. Hele bu tipler, insan yetiştirme kurumlarında yani eğitim camiasında ise… Hele hele yükseköğretimde ise…

21. yüzyılın başlarından beri Türkiye’de “Türk edebiyatı” yerine “Türkçe edebiyat” terimini kullananlar görülüyor. Bunların önemli bir kısmı kendi genetiğinden şüphe edenler veya bu husustaki farklılıklarını sorun edinenlerdir. “Türk” kelimesini duydukça etnik kaşıntıya kapılan bu güruhu Türklüğün şerefine ortak etme gayretleri boşunadır. Türklüğün herhangi bir noktadaki ilerlemesine tahammül edemedikleri gibi Türk edebiyatının gelişmesinden de rahatsızlık duyarlar. “Türk edebiyatı” yerine “Türkçe edebiyat” uydurması, işte bu rahatsızlığın ortaya çıkardığı alerjidir.

Günümüzde akademik âlemde “ham ervah” sayısının karpuz tarlasındaki hamlardan daha fazlalığını -söylemekten hicap duysak bile- itirafa mecburuz. Çünkü o etnik kaşıntıya âlet olanlar arasında en basit, en aydınlık meselede bile fikir yürütemeyip bu yüzden alerjik bünyelilere teslim olanlar azımsanamayacak sayıdadır. Etnik kaşıntı sahiplerinin ve onların sakızını çiğneyenlerin dillerine doladıkları şey, Grek alfabesiyle yazılmış Türkçe metinlerdir. O metinler içinde Hıristiyanlıkla ilgili olanlar bile bu ham kafaları olgunlaştıramıyor. Türkçe, Hıristiyanlığın din dili değildir. Buna rağmen dinî metinlerini bir başka alfabe ile fakat Türkçe yazanların ancak ve ancak “Türk” olabileceği gerçeğini anlayamamak nasıl bir saplantının sonucu olabilir? Yalnızca etnik kaşıntının ürettiği cerahatin, hınç kültürünün… Etnik kaşıntı rahatsızlığı bulunmadığı hâlde o saçmaları tekrarlayanlar ise ham kafalardır. Bilimsel yetkinlikleri olmadığı için onların yapacağı tek şey, kendilerini -konunun cahillerine- özgün gösterecek bir malzemeye sarılmaktır.

Dikkat ediniz! Lutfen dikkat ediniz!.. Bunların hemen hepsi, işgal ettikleri bilim alanının en cahilleridir. Hakkında ahkâm kestikleri, sözüm ona yorum yaptıkları metinleri okumasını dahi bilmezler. Hulûslarını sundukları ellerden akademik paye kazanıp “cahiller imalatı” görevini devralmışlardır. Bilimsel yetkinliği bulunanların düşmanlığı da kabul edilebilir. Fakat elifi mertek sanan kara cahillerin bile “piyasa yapma”ları /yapabilmeleri Türkiye dışında görülebilecek garabetlerden değildir. Cehaletlerini örtmek için “çokkültürlülük” paratoneri kullanmaları, Türklük aleyhtarı tutumlarını ortadan kaldırmaz.

Düne kadar Arap menşeli alfabeyle yazılan Türkçe, Arapça mıydı? Bugün Kerkük’te aynı alfabe ile basılan gazeteyi Arapça sanana, “Heyder Baba’ya Selam”ını Fars alfabesiyle veren Tebrizli Şehriyarı Fars sayana “kara cahil” demek bile az gelir. Kril alfabesinin bilmem hangi çeşidiyle yazıldı diye Samet Vurgun’un, Nebi Hezri’nin, Anar’ın eserlerini Türkçe saymamak, bilim namusu sahiplerine yakıştırılabilir mi? Türkçe, daha birçok alfabe ile yazılmıştır. Onların hepsi Türkçenin ilelebet yadigârlarıdır ve edebî iseler Türk edebiyatı ürünleridir.

Ama ne olursa olsun, meydan zır cahillere terk edilmeyecektir. Bit üşüştü diye başımızdan vazgeçecek değiliz, saçımızı yıkamayı öğreneceğiz!

Bütün bu cümleleri “sert” diye niteleyebilecek kimseler bulunacağı muhakkaktır. Memleket dolusu omurgasızın bulunduğu yerde varsın bu kadarcık sertlik de oluversin…

Nâzım H. POLAT

Ankara – 1 Haziran 2021

NOT: Dergimiz; 50. sayısından itibaren -evrensel alıntı göstergelerini daha kapsayıcı bir şekilde içerdiğini düşündüğümüz- MLA standardına geçecektir. Bu vesileyle TÜBAR’ın yayın ilkeleri güncellenmiştir.

EDITORIAL

(49)

ETHNIC ITCHNG AND TURKISH LITERATURE

I was writing another introduction for this issue of TUBAR. On one of the TV channels, it was stated that the Adana governor’s office had been supervising the product quality in farms where watermelons were harvested. Such controls over any new vegetables and fruit are beneficial for both growers and consumers. Unripe watermelon or one whose genes are modified with pumpkin vaccination discredits grower and causes consumer to suffer. This news is good… However, do we show the same sensitivity for educating people? A person who is immature cannot be expected to benefit anyone whatever he does or he will do.  Especially this kind of people are in education community… Even higher education…

Since the beginning of the 21st century, ones who use the term ‘Turkish Language Literature’ instead of ‘Turkish Literature’ have been seen. A great number of them are people who suspect their own genes or question their differences in this issue. It is no use trying to associate this group -who has ethnic itching when they hear the word ‘Turk’- with the honor of Turkishness. They cannot tolerate the progress of Turkishness in any point, also they feel disturbed about the improvement of ‘Turkish Literature’. The making-up ‘Turkish Language Literature’ instead of ‘Turkish Literature’ is actually an allergy which this disturbance has triggered.

Today we have to admit that there are more ‘unripe souls’ in academic world than in a watermelon farm. Because, among the people being a part of ethnic itching, the ones who will surrender to these allergic bodies due to not formulating any idea even on the simplest and the clearest matter constitute a substantial number. The thing that these people with ethnic itching and others repeating their claims keep saying is Turkish texts written in Greek alphabet. Among these texts even the ones about Christianity do not mature these unripe minds. Turkish is not the language of Christianity. Despite this fact, religious texts can be read with another alphabet but people who write in Turkish can be if and only ‘Turk’. What kind of an obsession can result in not understanding this reality? Only the inflammation generated by ethnic itching and a culture of resentment… The ones who are repeating these absurd ideas even if they do not suffer from ethnic itching, are unripe minds. As they do not have scientific competence, the only thing they will do is to embrace a material that they will show as original to the ignorant of this subject.

Be careful! Please be careful! Almost all of them are the most ignorant ones of the scientific field they have held. They even do not know how to read the texts about which they talk confidently and so-called interpret. They take over the duty of ‘production of the ignorant’ by gaining academic degree from the hands they show their devotion. The hostility of the ones having scientific competence can also be accepted. Yet, this absurdity is not seen outside Turkey that even those who do not know one end from another ‘make/ can make a market’. Using ‘multiculturalism’ as a lighting rod in order to cover their ignorance does not eradicate their hostile attitude against Turkishness.

Was Turkish written with Arabic alphabet Arabic? It is not enough to say utterly ignorant to such people who assume that the newspaper published today in Kirkuk with the same alphabet is Arabic and that Sehriyar from Tabriz who says hi to Father Heyder with Persian alphabet is Persian. Is it possible to ascribe scientific honor to people who do not count Samet Vurgun’s, Nebi Hezri’s and Anar’s works Turkish due to being written in one of the types of Cyrillic alphabet? Turkish has been written with many alphabets. All of them are relics of Turkish forever and if they are literary, they are the literary works of Turkish Literature.

Still, no matter what happens, we will not leave the stage to those ignorant. We will not give up our head just because lice are around. We will learn to wash our hair.

Some people will definitely find these sentences ‘harsh’. In a country where there are a lot of spineless this harshness may not be a problem.

Nâzım H. POLAT

Ankara – June 1st, 2021

NOTE: As of its 50th issue, our journal will start using MLA format which we think is more comprehensive about giving universal citation indicators. In this way, TUBAR’s publication policy has been updated.